TÜRKİYE'NİN DENİZLERİ VE KIYILARI
Nakliye portalı
Haber
13 Aralık 2020 - Pazar 16:12
 
TÜRKİYE'NİN DENİZLERİ VE KIYILARI
Ülkemizi kuşatan denizler derindir. 200 metre derinliği aşmayan şelf ( kıta sahanlığı ) birçok kıyılarımız önünde ancak dar bir şerit halindedir. Bu sığ kısımlar ancak Marmara Denizi, Ege ve Karadeniz de Trakya kıyıları önünde bir dereceye kadar genişler.
EĞİTİM Haberi
TÜRKİYE'NİN DENİZLERİ VE KIYILARI

 

TÜRKİYE'NİN DENİZLERİ VE KIYILARI

 

Türkiye uzun kıyıları olan bir ülkedir. Kıyılarımızın uzunluğu, adaların kıyıları hariç 7 200 kilometre, adaların kıyılarıyla birlikte ise 8 200 kilometre kadardır. Yurdumuz kuzeyde Karadeniz, batıda Ege Denizi ile çevrilmiştir. Güneyde de Akdeniz boyunca yüzlerce kilometre uzunlukta kıyımız vardır. Bu üç deniz, tamamiyle Türk toprakları içinde kalan Boğazlar ve Marmara Denizi ile birbirine bağlanır.

 

Ülkemizi kuşatan denizler derindir. 200 metre derinliği aşmayan şelf ( kıta sahanlığı ) birçok kıyılarımız önünde ancak dar bir şerit halindedir. Bu sığ kısımlar ancak Marmara Denizi, Ege ve Karadeniz de Trakya kıyıları önünde bir dereceye kadar genişler.



Yurdumuzun bulunduğu alanda bugünkü kara - deniz dağılışı, yer tarihinin çok yakın bir devrinde, Dördüncü Zamanda meydana gelmiştir. Ondan önce Karadeniz, Marmara ve Ege denizlerinin bulunduğu yerlerde ya geniş karalar, yahut küçük veya büyük, fakat sığ göller uzanıyordu. Bu bölgelerin çökerek yerlerini denizlerin alması ve bu denizle Boğazlar ve Marmara ile birbirine bağlanması, ilk insanların yaşadığı çok yakın bir jeolojik devirde olmuştur. Deniz seviyesinin 70 - 80 metre kadar alçalması (veya karanın o kadar yükselmesi) Mamarayı tekrar bir göl ve Boğazları da yeniden birer vâdi şekline sokar Karadenizi Ege'den ayırmaya yetecektir. Bu bağıntının geniş ölçüde olmayışı Karadenizin birçok özelliklerle diğer denizlerden ayrılmasına yol açmıştır.

 

Kuzey ve güney kıyılarımızın girinti ve çıkıntıları azdır. Çünkü bu kıyıda sıradağların uzantısına paralel olan «boyuna kıyı» tipindedir. Bu kıyılar çok yerde dik ve önü derindir, fazla parçalanmamıştır. Bir kıyının dantelâ gibi koylar, burunlarla işlenmesine, kıyı gelişimi adı verilir. Kardeniz ve Akdeniz kıyılarında kıyı gelişimi azdır.

 

Kıyılarımızın kuş uçuşu uzunluğu ile gerçek uzunluğu arasındaki oran bu durumu daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

 

Kıyılarımız                                                            Kuş Uçusu                Gerçek Uzunluk             Oran

Karadeniz (Gürcistan - Bulgaristan)                1200 km                    1650 km                                 1,2      

Kuzey Marmara (Istanbul - Gelibolu)               207km                        264 km                                 1,3

Güney Marmara (Usküdar - Lapseki)               207 km                       663 km                                 3,2

Ege (Enez - Rodos)                                            750 km                     2800  km                            3,7

Akdeniz (Rodos - Hatay)                                 750 km                           1550 km                             2,0 

 

(Bu tabloda en yüksek oranı gösteren kıyı, en çok girinti ve çıkıntı  olanıdır. )

 

 

 

 Karadeniz ve kıyıları:

 

Kıyılar incelendiğinde en düz kıyılarımız Karadeniz kıyalarıdır. Burada ancak geniş bir çıkıntı vardır ve buna Sinop yarımadası eklenmiştir. Büyük kıyı ovaları ancak Kızılırmak ve Yeşilırmak ağızlarındaki deltalarda görülür. Kıyıda hemen hemen hiçbir ada yoktur (Kefken gibi bir iki kayalık müstesna).

 

Kıyı bir aşınım kıyısıdır, birçok yerlerde dalgalarla gerileyerek düzleşmiş, burunlar kütleşmiştir. Bunlar arasında ancak hilâl şeklinde küçük koylar görülür. Bir dereceye kadar kuytu olan Sinop, Vona ve Ereğli limanları bir tarafa bırakılırsa, doğal limanlar da yoktur.


Karadenizin yüzölçümü memleketimizin alanının yarısından biraz daha fazladır (460 000 kilometre kare). Marmara ve Ege Denizine ancak dar sığ boğazlarla birleştiği için Akdeniz suları ile Karadeniz suları arasında büyük çapta bir karışma meydana gelmez. Bunun neticesinde de Karadeniz suları tuzluluk, yoğunluk, sıcaklık ve hayat şartları bakımından bazı özellikler gösterir. Derin bir denizdir. Ortalama derinliği 1 200 metre kadardır. Zaten hemen yarısını, derinliği 2 000 metre kadar olan çok geniş ve tabanı dikkat çekecek kadar düz olan bir saha kaplar.

 

Bu manzarası ile Karadeniz’in çanağı adeta dik kenarlı bir tekneye benzer. Maksimum derinliği Ayancık'ın 80 km kuzeyinde ölçülmüştür (2 245 m). Denizin en derin kısımları Anadolu kıyılarına yakındır. Öyle ki batı Karadeniz bölgesi kıyılarından 25 kilometre açıkta deniz dibi 2 000 metreyi aşar. Buna karşılık bu denizin kuzeybatı köşesi ile Azak Denizi sığdır. Burada şelf genişler ve âdeta Güney Rusya düzlükleri sular altında tatlı bir eğimle uzanır.

 

Karadeniz sularının tuzluluk derecesi Marmara ve Ege'den çok daha azdır. Çünkü bu denize, birçok büyük nehirler bol su getirir; yağış daha fazla, sıcaklık ve buharlaşma daha azdır. Yüzey sularının ortalama tuzluluğu Binde 18 kadardır. Fakat bu tuzluluk bol tatlı su taşıyan nehirlerin döküldüğü kuzey kıyılarına yaklaştıkça azalır ve kuzeybatıda Binde 10 a kadar iner. Bu kısmın ve Azak Denizinin hem az tuzlu, hem de sığ olmaları dolayısıyla kıyıya yakın kısımları şiddetli geçen bazı kışlarda donabilir.

 

Karadeniz’in yerine göre 100 - 200 metreden derin tabakaları gerek tuzluluk ve gerek sıcaklık bakımından ayrı bir durum gösterir. Daha yoğun ve daha tuzlu olan bu sular, yüzey suları ile hemen hiç karışmazlar. Bunun neticesinde ancak 100 200 metre derinliğe kadar üst sularda oksijen bulunur. Buna karşılık 150-200 metre derinlikten itibaren sularda zehirli H2S gazı yayılmıştır. Bir taraftan bu zehirli gazın mevcudiyeti, diğer taraftan oksijen yokluğu bu derin sularda normal deniz hayvanlarının hayatına imkan vermez. Böylece Karadeniz de bütün balıklar ve diğer canlılar, kalınlığı 100 - 200 metreyi aşmayan yüzey sularında toplanmıştır.

 

 Karadeniz Marmara'dan daha fazla beslenir. Bu sebepten yüzeyi de Marmara dan daha yüksektir. Bu seviye farkı, İstanbul Boğazının kuzey ve güney ucu arasında 25 santimetre kadardır. İşte bu  sebepten ötürü Karadeniz'in suları yüzeyden Marmara'ya doğru akar.

 

 

Marmara Denizi ve kıyıları:

Tamamiyle topraklarımızla çevrili olan bu denizin yüzölçümü azdır (11 500 km). Fakat derinliği fazladır. En derin kısmı İzmit körfezinin batı başlangıcından Mürefteye doğru uzanır. Bu sahanın ortasında doğu-batı doğrultusunda ve 1 000 metreden derin tekne şeklinde üç çukurluk dizilmiştir. Bunların en derini İstanbul'la Armutlu yarımadası arasındadır ve tabanı 1 225 metreyi bulur. Diğer iki çukurluktan biri Ganos dağlarının hemen önünde, diğeri ise Ereğli ile Kapıdağ arasındadır. Bu derin çukurları kuzeyden ve özellikle güneyden geniş sığ kısımlar çevirir. Bu şelf sahasında deniz dibi 90 metre derinliğe kadar çok hafif eğimlerle alçalır; fakat ondan sonra birden bire eğim artarak derin yerlere geçilir. Karanın sular altında kalmış bir kısmından başka bir şey olmayan bu sığ sahalar üzerinde Marmara denizinin adaları yükselir ve başlıca yarımadaları yer alır: Kuzeyde Istanbul'un yakınındaki Kızıladalar, güneyde Marmara takımadaları, Kapıdağ yarımadası ve İmralı adası. Bunlar, sonradan sular altında kalarak şelf haline geçen eski karanın başlıca dağları ve tepeleridir.

 

Marmara orta derecede tuzlu bir denizdir. Yüzey sularının tuzluluk derecesi kuzeyden (binde 22) güneye (binde 26), yani Ege'ye yaklaştıkça biraz artar. Marmara’nın 300 metreden daha derin yerleri ise çok tuzlu (binde 38) ve daha yoğun Akdeniz suları ile kaplıdır.


Marmara'nın kuzey ve güney kıyıları arasında kıyı gelişimi bakımından büyük bir ayrılık vardır. Kuzey kıyıları çok az girintili çıkıntılıdır ve ekseriya yüksek falezler halinde uzanıp gider. Burada başlıca çıkıntıyı Ereğli burnu meydana getirir. Onun doğusunda bulunan Büyük ve Küçükçekmece gölleri ise denizden kıyı oklarıyla ayrılmış, birer eski koydur; oluşum bakımından ydana gelmişlerdir. Oysa Marmara'nın Anadolu kıyıları çok daha girintili çıkıntılıdır. Burada İzmit, Gemlik, Bandırma ve Erdek körfezleri Armutlu ve Kapıdağ yarımadaları başlıca girinti ve çıkıntıları meydana getirirler. Bunlardan Kapıdağ yarımadası, eski bir adadır; karaya, dalgaların sürükleyip yığdıkları maddelerle sonradan bağlanmıştır.


 

 

Ege Denizi ve kıyıları:

Ege Denizi, Anadolu'yu Balkan Yarımadasına bağlayan eski bir karanın Dördüncü Zamanda çökerek sular altında kalması ile meydana gelmiştir. Bu eski karanın başlıca kabartıları, bugün dağlık adalar şeklinde bu denizin muhtelif yerlerine serpilmiş bulunmaktadır. Zaten Ege Denizinin dibi de çok pürüzlüdür; yeryüzündeki dağlara, ovalara, havzalara ve vadilere benzi sayısız şekiller gösterir. Deniz dibinin bu özellikleri, onun yakın zamanlarda sular altında kalmış eski bir kara parçası olduğu düşüncesini destekler. Bütün Ege adalarında ve bölgesinde sık sık depremler olması da burada yerkabuğunun henüz yerli yerine oturmamış olduğunu göstermektedir. Ege adaları ile Batı Anadolu ve Yunanistan arasında derinlikler azdır. 200 - 1000 m arasında değişir. Kıyılarımız önünde şelf bazan oldukça genişler ve üzerinde Semendirek, Gökçeada (İmroz), Limni, Bozcaada, Midilli, Sakız, Sisara, Nikarya ve İstanköy gibi adalar bulunur. Ege Denizinin tabanı kuzeyden  güneye açılır ve maksimum derinliğe Girid'in hemen kuzeydoğu ucunun yakınlarında erişilir (3 150 metre.)

 

Ege Denizi sıcak ve tuzludur. Fakat gerek sıcaklık derecesi, gerek tuzlıluk oranı güneyden kuzeye çıkıldıkça azalır; tuzluluk binde 39 dan 36 ya iner Çünkü bu yönde ilerledikçe, Karadeniz ve Marmara'dan gelen daha az tuzlu ve daha serin suların etkisi kendini göstermeye başlar. Bu sular yğzeyde, gittikçe incelen bir tabaka halinde, Yunan kıyılarına doğru hafif bir akıntı  teşkil ederek yayılır ve Ege suları ile karşır.

 

Ege kıyıları, en fazla girinti çıkıntı gösteren kıyılarımızdır. Başlıca girintileri Edremit, Çandarlı, İzmir, Kuşadası, Güllük ve Gökova körfezleri meydana getirir. Başlıca çıkıntılar ise Bababurnu ile Karaburun, Bodrum ve Reşadiye (Datça) yarımadalarıdır. Kıyılarda ayrıca sayısız burunlar, koylar birbirini kovalar, bunların önünde irili ufaklı adalar serpilmiş bulunur. Bu özelliğin  başlıca sebebini bu kıyıların gerisindeki yüzey şekillerinin karakterinde ve yakın zamanlarda bu bölgeyi ilgilendiren yer hareketlerinde aramak lazımdır. Gerçekte Ege kıyılarımızda dağların doğrultusu kıyıya diktir (enine kıyı). Bu bölge, yakın bir jeolojik devirde iç kuvvetlerin etkisi altında parçalanmış, bazı kısımları çökmüs, bazı kısımları yükselmiştir. Kıyıya dik olarak uzanan dağlar ve tepeler, burunları ve yarımadaları, bunların arasındaki çöküntü ovaları da başlıca girintileri (koylar ve körfezler) meydana getirmiştir. Bu girintilerin birçoğu eskiden karaya doğru daha fazla sokulan körfezler halinde idiler. Fakat akarsuların taşıdığı alüvyonlar ile yavaş yavaş dolmuşlar ve birçok kısımları kara haline gelmiştir. Diğer taraftan bu kıyıların şekillenmesinde aşınımın rolü de olmuştur. Çünkü enine kıyılarda kayaların direnç farkları daha kolaylıkla belirir. Böylece zamanla yumuşak yerler dalgalarla fazla oyulup gerilerken bunların arasındaki dirençli yerler burunlar halinde belirir. Ege kıyılarımızın güney kesiminde kıyının girinti çıkıntıları azami dereceyi bulur. Büyük Menderes ağzından Fethiye’ye kadar uzanan bu kesim «ria» tipi kıyıların özelliklerini gösterir.

 

Akdeniz ve kıyıları:

Suriye sınırından Rodos hizasına kadar uzanan kıyılarımız Doğu Akdeniz havzasının kuzey kenarını meydana getirir. Bu havza bütün Akdeniz'in en derin kısmıdır (Ortalama derinliği 1 400 metreden fazla). En çukur kısımları, derinliği yer yer 3 000 metreyi aşan bir çanak halinde Rodos'ta Anamur burnuna kadar uzanır ve kıyılarımıza pek fazla yaklaşır. Karanın içerisine doğru fazla sokulmuş olan Antakya körfezi de çok derindir. Burada self yoktur ve deniz dibi kıyıdan biraz uzaklaşınca 2000 metreyi aşar. Bu çanağın Rodos ile Teke arasındaki kısmı çok derindir; Rodos'un doğusunda tabanı 4 353 metreye varan ayrı bir çukurluk yer alır. Buna karşılık Anamur burnundan itibaren deniz dibi aynı derecede derin değildir. 1 000 metre izobatı Kıbrıs'ı da içine alacak şekilde bir çıkıntı yapar. Burada derinlik Kıbrıs’tan  İskenderun körfezine gidildikçe azalır. Seyhan - Ceyhan deltaları ve İskenderun körfezinde 200 metreyi aşmaz.

 

Akdeniz dünyanın en sıcak ve tuzlu denizlerindendir. Bunun en sıcak ve tuzlu kısmı da Doğu Akdeniz havzasıdır. Burada tuzluluk derecesi binde 39 u bulur ve hatta geçer. Çünkü Akdeniz buharlaşmanın kuvvetli bir bölgede bulunduğu halde yağışlar ve bol tatlı su taşıyan nehirler ile yeteri derecede beslenemez.

 

Akdeniz kıyılarımız da az girintili çıkıntılıdır. Çünkü burada da kıyı aşağı yukarı gerideki dağların uzanışına paraleldir. Bu sebepten Akdeniz kıyıları da, Karadeniz kıpıları gibi boyuna kıyılardır.

 

Barada üç büyük çıkıntı görülür: Batıda Teke, ortada Taşeli çıkıntıları doğu da Seyhan - Ceyhan deltası. Bunların arasında da üç büyük girinti meydana gelmiştir: Antalya, Mersin ve İskenderun körfezleri. Alüvyal ve alçak Cukurova kıyıları bir yana bırakılırsa, Akdeniz kıyılarımız genellikle yüksek kıyılar halindedir. Buralarda deniz aşınımı ekseriya dik falezler meydana getirmiştir.

 

Bununla beraber Teke ve Taşeli kıyıları yer yer oldukça girinti çıkıntılıdır. Buralarda küçük, fakat derin koylar görülür. Bunlar kanyon şekilli eski karstik vadilerin sular altında kalmasıyla meydana gelmislerdir. Derin ve kenarları da yüksek olduğu için bu koyların içerisine sokulan bir gemi kolay kolay görülmez. İşte bu sebepledir ki, ilk ve orta çağlarda küçük, dar ve derin koylar birçok korsan gemileri için bir gizlenme yeri olarak kullanılıyordu

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: TÜRKİYE'NİN, DENİZLERİ, VE, KIYILARI,
Yorumlar
Haber Yazılımı